Dördüncü Finans Zirvesi Ardından
Yrd. Doç. Dr. Ferhat SAYIM
Active Academy tarafından
düzenlenen IV.Finans zirvesi uluslar arası boyutta ve güzel
bir organizasyonla Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayında
4-5 Aralık tarihlerinde yapıldı. Aralarda ve Molalarda
finans teknolojileri fuarına katılan firmaların standlarını
gezme imkanı da bulunan zirve yüksek katılımla gerçekleşti.
Zireveye konuşmacı olarak siyasilerden katılım pek olmasa da
sektörün temsilcilerinin katılımının iyi düzeyde olduğu
söylenebilir. Dinleyici kitlesinin ise oldukça kalabalık ve
konularla yakından ilgili olduğunu görmek heyecan vericiydi.
Dört ana oturum ve iki özel oturum, ödül töreni ve açılış
konuşmalarının yer aldığı zirvede her oturum için aynı
şeyleri söyleyemesek te konuşmacıların ilgi çekici ve
kaliteli sunumlar yaptığını ifade edebiliriz. Kamu ve özel
sektör temsilcilerinin sunumlarında genelde kurum kültürünün
yansımalarının belirgin şekilde hissedildiğini de aktaralım.
Her oturumu aynı coşkuyla izleyemesem de özellikle finans
piyasalarının son durumuna ve ekonomideki son gelişmelere
ilişkin sunumları dikkatli izlediğimi ifade edebilirim.
Dolayısıyla zirvede aldığım notlar öğrencilerimi ve
dolayısıyla da kamuoyunu daha yakından ilgilendiren bu
konulara yönelik oldu. Zirvenin ardından aldığım bu notları,
gerek lisans sınıflarıma gerekse de yüksek lisans
sınıflarıma aktardım ve aktardıklarımın oldukça ilgi
çektiğini gördüm. Bu arada Uluslar arası Ticaret önlisans
sınıfındaki ilgili öğrencileri de ekleyelim. Bu ilgi
sebebiyledir ki zirveye ilişkin notları siz gazete okurları
ile de paylaşmak için bu yazıyı yazdım. Lafı daha fazla
uzatmadan ve de fazla yorum yapmadan bu notları size
aktarıyorum. Zira yorum yapmaya kalksak sanırım en az 10
tane hacimli yazı çıkar.
Yabancı sermaye derneği başkanı
Saban ERDIKLER’ in sunumundan; son yıl uluslar arası sermaye
hareketinin 916 milyar dolar civarında olduğunu; bu
hareketin daha çok birleşme ve devralmalarla- hizmet
sektörü, enerji, gaz vb. ile finans alanında olduğunu
öğreniyoruz. Türkiye 2006 yılı ilk 8 ayında 12,4 milyar
dolar yabancı sermaye çekmiştir. (Yıl sonu görünen rakamın
20 milyar dolar olduğunu Şaban bey ve diğer birçok konuşmacı
ifade etmiştir). Son 3 yılda çok başarılıyız. Bir
araştırmaya göre 2006 yılında yabancı sermayenin ekonomideki
toplam payı 42 milyar dolar civarında.
İş
Bankası Genel Müdürü Ersin ÖZİNCE’ nin özellikle Basel II’
yi yakından takip etmemizden yakındığını algıladım. ABD ve
Çin’in bu ilkeleri takipte duraksamalar yaşadığını ifade
etti. Yine sıcak paranın bütün dünyada sıcak para olarak
ifade edildiğini söyledi. Bu arada banka sermayesi icin bu
kadar ciddi kurallar koyarken, giderek hacmi artan hedge
fonlarında böyle kati kuralların söz konusu olmadığına
işaret etti.
Rekabet ve İşbirliği ana
konusuyla yapılan ana oturumda dört bankanın genel müdürü,
makamlarına yakışır tarzda kısa, öz ve doyurucu sunumlarını
gerçekleştirdiler. İsmi Merkez Bankası Başkanlığında da
geçen Albaraka Türk Genel Müdürü Dr. Adnan BUYUKDENIZ ilk
sunumu gerçekleştirdi. Sunumuyla profesyonel ve dolu bir
çizgi sergiledi. Aldığım notlar: Rekabet pastayı paylaşmak,
işbirliği ise pastayı büyütmek olarak algılanmaktadır.
Rekabet savaşa benzetilmemeli çünkü savaşta kaybeden
çok, kazanan ise tek tir. Rekabette kazanan çoktur(Yada
kazananın çok olduğu rekabet etkin rekabettir). Bankalarda
iş sistemlerinin oturmuşluğu bilanço büyüklüğünden önemli
hale gelmektedir. Bankalarla banka dışı kurumların
arasındaki çizginin azalması bankaların finans dışı rekabet
baskısı altına girmesine sebep olmakta. Risk modellemesinde
geçmişe dayalı sistemler yetersiz kalmaktadır.
Fortis Bank’ın Genel Müdürü Faik
ACIKALIN sunumunu, yapamadıklarımız, yaptıklarımız ve
yapabileceklerimiz ana başlıklarında gerçekleştirdi:
Nüfusumuzun yüzde 67’sinin banka ile ilgisi yok. (Bu veri
birçok konuşmacı tarafından ifade edildi. Dolayısıyla bunlar
bankaların yada enstrümanlarının potansiyel müşterisi)
Şubeye gidenlerin oranı yüzde 11 azaldı. ATM kullanımı yüzde
7 arttı. Nüfusun yüzde 14 u tasarruf yapıyor. Mevduat hızla
artıyor ancak krediler daha hızlı artıyor. Bireysel
Emeklilik fonları 2,6 milyar dolar. Bu fonlarda 10 yıl
sonrası için öngörü 20 milyar dolar. Bankaların finansal
gelirleri giderek düşüyor yani karlılık düşüyor .
Operasyonel gelirler arttırılmalı.
Türk Ekonomi Bankasının Genel
Müdürü Varol CİVİL: Yabancılar niye geliyor? Dünya’ da 16.
17. büyük ekonomi olduğumuz için. Nüfusumuzun yüzde 67’si
banka ile tanışmamış olduğu için geliyorlar. Türk Bankaları
dış ticaret kredisi dışında 1 yıldan kısa vadeli döviz
kredisi veremiyor. Bunun düzeltilmesi lazım.
Diğer oturumlardan da kısa
alıntılarda bulunalım. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde Prof.
Dr. Güler ARAS’ ın sunumundan aldığım not, “firmalarda
değişim yönetimi”nin gerekliliğine dair tespit oldu.
Profesör ARAS muhtemelen, değişimin firmalarda daha sürekli
ve oturmuş hale gelmesi için böyle bir birim yada makamın
ihdasından bahsediyor.
TÜRSAB başkanı Başaran ULUSOY’ un
Türkiye’ de servet birikimi olduğu ancak sermaye birikimi
olmadığına ilişkin ifadesi çok şeyi içeriyor olması yönüyle
kayda değer. Yine Başaran Beyin talep üzerine anlattığı
fıkra ise manidar. Fıkra şöyle: Temel okul müdürü olmuştur.
Okulu tarif eden bir tabela astırmaya karar verir. Tabelayı
hazırlatır ve bir elektrik direğine astırır. Bir süre sonra
okula elektrik idaresinden bir yazı gelir. Elektrik
direğimize astığınız tabela işte şu açılardan yada mevzuat
açısından sakıncalıdır kaldırın diye. Temel de cevap
yazısını gönderir. Biz tabelamızın yerinden memnununuz siz
direğinizi kaldırın der... Başaran Bey bu fıkra ile
birilerine taş attı ancak ayrıntısı kendisine sorulabilir
tabi.
Yine Türk Ekonomi Bankası’ndan
Genel Müdür Yardımcısı Turgut BOZ’ un sunumundan aldığım
notta şu ingilizce ifade mevcut. Coordination+competition=coopetition
Yapı Kredinin baş ekonomisti Doc.Dr.
Cevdet AKCAY sunumunda makro ekonomiye ilişkin konulara
ağırlık verip Türkiye’nin cari açık vermek zorunda
olduğunu bunun özel sektörün yatırımlarında kullanılmasının
iyi bir şey olarak algılanması gerektiğini ifade etti.
Ayrıca cari açık konusuna nüfus bazlı farklı bir yaklaşım
getirerek, orta yaşlı ülkelerin genç ülkelere borç
vermesi olarak ta tanımlanabileceğini söyledi. Buna göre
genç ülkeler orta yaşlı olduğunda yaşlılaşmış olan ülkelere
borcunu ödüyor. Dolayısıyla bu normal bir süreç. Cevdet
Beyin sunumundan alınan diğer notları şöyle sıralayabiliriz:
Diğer gelişmekte olan ülkelerin cari açıklarını azaltmaları
aslında bizim için sermayeyi çekmek açısından bir şans.
Türkiye cari açık vermek zorunda. Kötü senaryolar içinde en
iyi senaryo cari açık senaryosu. Portföy yatırımları her
zaman gelebilir ancak doğrudan yatırımlar için yapısal
reformlar ve ortam gerekiyor bunu unutmayalım(Dolayısıyla bu
günkü ortamın her zaman yakalanamayacağını ifade ediyor
belki de). Kurda cari açık için yapabilecek hiç
bir şey yok. Ancak yapabileceğimiz şey vergi reformu ve
asgari ücreti kaldırmak. Bu çok büyük miktarda yabancı
sermaye çekecektir. Yabancı sermaye 10-15 yıllık
projeksiyonla Türkiye’ ye geliyor. Biz uzun sureli
bakamıyoruz onlar bakıyor.
Cevdet Bey asgari ücret konusunda
söylediklerinin kısa dönemde gerçekleşmesinin hatta
tartışılmasının bile zor olduğunu farkında. Ekonomide
dışsallıkların olduğu alanlar dışında her türlü fiyat
kısıtlamasının toplumsal paydayı azaltacağı noktasından
hareketle asgari ücretin kaldırılması gerektiğini savunuyor
ve özellikle %10 işsizliğin olduğu bir ülkede bunun
kaldırılması gerektiğini ifade ediyor. Örnek olarak bir
tarafta 200 YTL’ ye çalışmaya razı işgücü bir tarafta da
ücret 200 YTL olduğunda çalıştırmaya razı işveren varken
asgari ücretin, bu kesimlerin bir araya gelmesini
engellediğini, dolayısıyla üretimi engellediğini ifade
ediyor.
Biz bu konunun bu noktada 3-5
cümle ile halledilemeyeceğini ifade etmekle yetineceğiz.
Kanımızca bu, enine boyuna tartışılması gereken bir konu.
Ayrıca özellikle kadın ve çocuk işgücünün asgari ücretin
kaldırılmasından nasıl etkileneceği ve diğer bazı konuların
iyice incelenmesi gerektiğini ifade edelim.
Garanti Bankası Ekonomik
Araştırmalar Müdürü Ali İhsan GELBERİ ise özellikle para
politikalarının hangi noktadan itibaren etkin olarak
kullanılmaya başladığını ifade etti. Bir çok grafikle
desteklediği sunumunda özetle; 90 lı yıllardan itibaren
Merkez Bankasına yük olan Hazinenin 2006 da artıya
geçebildiğini, şu anda Hazinenin Merkez Bankasına etkisinin
pozitif durumda olduğunu ifade etti.
Deutsche Bank Yön. Kur. Bşk.
Vekili ve Genel Müdürü Dilek YARDIM ise Küreselleşmeden 1980
den sonra bahsetmeye başladığımızı bunun öncesinde NAFTA
gibi bölgesel güçlerin var olduğunu ifade etti. Ayrıca
Türkiye’ ye gelen bankaların “Özel Sermayeli Yabancı Banka”
olduğuna vurgu yaptı. Dilek hanım bu vurgusuyla belki de, bu
bankaların kar amacı güden bankalar olduğunu dolayısıyla bu
bankaların kazanması için bizim ekonomimizin de iyi olması
gerektiğini ve bunun için çaba göstermek zorunda olduklarını
ifade ederek son gelişmelere komplo teorisyeni gözüyle
bakanlara göndermelerde bulundu.
Notunu almadığım dolayısıyla şu
an ismini söyleyemeyeceğim bir başka konuşmacı ise sunumunda
Bankalarımızda şu andaki sermaye yapısının analizini yaptı
ve yabancıların eline geçebilecek hisse miktarında bazı
doğal sınırların varlığından bahsetti. Konuşmacı toplam
bankacılık sektöründeki yabancı payının bir sınıra kadar
yükselebileceğini ve korkulan boyutlara çıkamayacağını ifade
etti.
